SON PEYGAMBER - ALLAH'IN
ELÇİSİ - BARIŞIN ÖNCÜSÜ
RASÛLULLAH (S.A.S.)'İN
VEFÂTININ
ASHÂB-I KİRÂM
ÜZERİNDEKİ TESİRİ
Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefât
ettiği hemen duyuldu. Bu
haber, ashâb-ı kirâm
üzerinde derin üzüntü
meydana getirdi. Daha
sabahleyin ayağa kalkmış
halde görmüşler, iyileşiyor
diye sevinmişlerdi.
Beklenmedik acı haber,
herkesi şaşkına çevirdi.
Yola çıkmak için hazırlanan
Üsâme ordusu da ordugâhtan
döndü, kumandanlık sancağı
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
kapısı önüne dikildi.
Hicrette Rasûlüllah
(s.a.s.)'in Medine'ye
girdiği gün, en büyük bayram
sevinci yaşanmıştı. Bugün en
büyük acı ve mâtem
yaşanıyordu. Münâfıklar ise,
"Muhammed hak peygamber
olsaydı, ölmezdi..." gibi
küstahça sözler söylemişler,
ortalığı bulandırmışlardı.
Bu duruma sinirlenen Hz.
Ömer, kılıcını çekerek:
-Rasûlüllah (s.a.s.)
ölmemiş, bayılmıştır. Kim
Muhammed öldü derse, boynunu
vururum, diyordu. Böyle bir
hengâmede metânetini
muhâfaza edebilen sâdece Hz.
Ebû Bekir oldu.(450) Acı
haberi öğrenen Hz. Ebû
Bekir, kimseye bir şey
söylemeden, doğru kızı Hz.
Âişe'nin odasına girdi.
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
yüzündeki örtüyü kaldırdı,
iki gözünün arasını hürmetle
öpüp ağladı.(451)
-Anam, babam sana fedâ
olsun. Allah'ın sana takdir
ettiği ölüm geçidini geçtin.
Fakat Allah sana ikinci bir
ölüm tattırmayacaktır, dedi.
Sonra, âilesini teselli edip
ayrıldı.
Ömer halka hâlâ "Rasûlüllah
ölmedi, öldü diyenin boynunu
uçururum" diye hitâbediyordu.
Hz Ebû Bekir minbere çıktı.
Halk, Hz. Ömer'i bırakıp,
Hz. Ebû Bekir'in etrâfında
toplandı. Ebû Bekir Cenâb-ı
Hakk'a hamd ve senâ ettikten
sonra:
-Sizden her kim Muhammed
(s.a.s.)'e tapıyorsa, iyi
bilsin ki, Muhammed (s.a.s.)
öldü. Her kim Allah'a kulluk
ediyorsa, iyi bilsin ki,
Allah bâkîdir, asla ölmez,"
dedi. Sonra şu anlamdaki
âyetleri okudu.
"Muhammed ancak bir
peygamberdir. O'ndan önce de
nice peygamberler geçti.
Eğer o ölür, veya
öldürülürse geri mi
döneceksiniz. Her kim geri
dönerse, Allah'a hiç bir
zarar vermez. Allah
şükredenlerin mükâfatını
verecektir." (Âl-i İmrân
Sûresi, 144)
"Ey Muhammed, şüphesiz sen
de öleceksin, onlar
(müşrikler) de ölecek." (ez-Zümer
Sûresi, 30)
Ashâb, o derece şaşkınlık
içindeydi ki, bu âyetleri
sanki önceden hiç
duymamışlar, ilk defa Hz.
Ebû Bekir'den işitiyorlardı.
Hz.Ebû Bekir'in sözlerini ve
âyetleri dinleyince herkes
kendine geldi.(452) Evet,
peygamber de olsa herkes
ölecekti. İşte, iki cihânın
serveri, peygamberlerin
sonuncusu Hz. Muhammad
(s.a.s.)'de ölmüştü.
4- HZ. EBÛ BEKİR'İN HALÎFE
(DEVLET BAŞKANI) SEÇİLMESİ
Hz. Ebû Bekir'i dinledikten
sonra, ashâbın heyecânı
yatıştı. Aynı gün Benî Saide
sofasında toplandılar. Hz.
Ebû Bekir'i halife seçtiler.
(1 Rabiulevvel 11 H./ 27
Mayıs 632 M.)
5- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN
TEÇHÎZ VE DEFNİ
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
cenâzesi, halîfe seçimi
yapıldıktan sonra, salı günü
yıkanıp hazırlandı. Bu
vazîfeyi en yakın akrabası
yaptı. Son hizmetinde
bulunabilmek isteyen herkes,
Hz. Âişe'nin odası önünde
toplanmıştı. Bu yüzden Hz.
Ali odanın kapısını kapattı,
içeriye kimseyi almadı.
Yalnızca ensar adına Bedir
mücâhidlerinden Havlî oğlu
Evs içeri alındı.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in
mübârek vücûdu, bir sedir
üzerine konuldu. Dış
elbisesi soyuldu. Yıkama
işini bizat Hz. Ali yaptı.
Amcası Abbâs ile oğulları
Abdullah, Fazl ve Kusem,
cesedin çevrilmesine
yardımcı oldular. Üsâme ile
azadlı kölesi Şukran da su
döktüler. İç gömleği
çıkarılmayıp vücûdu
üzerinden oğulduğu için Hz.
Ali'nin eli Rasûlüllah
(s.a.s.)'in mübârek vücûduna
dokunmamıştır.(453)
Cenâzelerde genellikle
görülen koku ve nahoş
şeylerden hiçbiri O'nda
yoktu. Bu yüzden Hz. Ali:
-Hayâtında da pâksın,
ölümünde de pâksın, diyerek
yıkadı. Sonra üç parça beyaz
pamuk bezi ile
kefenleyip(454) odanın
kapısı açıldı.
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
mübârek cesedi, sedirin
üzerine konulmuştu. Önce
erkekler, sonra kadınlar, en
sonra da çocuklar ayrı ayrı
namazını kıldılar Rasûlüllah
(s.a.s.) hayâtında olduğu
gibi ölümünden sonra da
herkesin imâmı olduğu için,
O'nun cenâze namazında kimse
imâm olmadı. Hz Âişe'nin
odası küçüktü. Bu yüzden
namaz, gece yarısına kadar
devâm etti.
Rasûlüllah (s.a.s.)
Efendimiz: "Cenâb-ı Hak,
peygamberlerin ruhunu,
onların defnedilmesini
istediği yerde kabzeder,"
buyurmuştu.(455) Bu sebeple
Rasûlüllah (s.a.s.)'in
kabri, Hz Âişe'nin odasında,
üzerinde son nefesini
verdiği döşeğin serildiği
yerde, Ensâr'dan Ebû Talha
tarafından kazıldı. Salıyı
Çarşambaya bağlayan gece
yarısı defnedildi. (2/3
Rabiu'l-evvel 11 H-28/29
Mayıs 632 M.) Mübârek
cesedini, kabri saâdete Hz.
Ali, Fazl, Üsâme ve Avf oğlu
Abdurrahman indirdiler.
Hz.Âişe:
-Biz Rasûlüllah (s.a.s.)'in
defnedilğini, çarşamba
gecesi gece yarısı
duyduğumuz kürek seslerinden
anladık, demiştir. (456)
(450) İbn Hişâm 4/305;
Tecrid Tercemesi, 11/30-31
(451) Mehmet Raif, Muhtasar
Şemâil-i Şerif Tercemesi,
266, İst, 1304
(452) Bkz. el-Buhârî,
5/142-143; Tecrid Tercemesi,
11/31-32; İbn Hişâm, 4/306
(453) İbn Hişâm, 4/312-313
(454) el-Buhârî, 2/75;
Tecrid Tercemesi, 4/422
(Hadis No: 627)
(455) İbn Hişâm, 4/314; İbn
Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye,
5/266
(456) İbn Hişâm, 4/314
RASÛLULLAH (S.A.S.)'İN TERİKESİ
Peygamber
(s.a.s.) Efendimiz, hayâtı boyunca
son derece sâde yaşamıştır. Eline
geçen her şeyi derhal yoksullara
dağıtmış, günlük ihtiyacı dışında
hiç bir mal edinmemiştir.(457) Bu
sebeple, vefâtında mirascıları
tarafından paylaşılacak hiç bir şey
bırakmamıştır(458), Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.)'in hanımlarından Hz.
Cüveyriye'nin kardeşi Hâris oğlu Amr:
-Rasûlüllah (s.a.s.) vefâtında ne
bir dirhem gümüş, ne bir dinar altın
, ne bir köle, ne de başka bir şey
bıraktı, Yalnızca (Mısır
Mukavkısı'nın hediye gönderdiği)
beyaz bir ester ile silahını ve bir
de (sağlığında) vakfettiği (fedek ve
Hayber'deki) arâzîyi bıraktı (459),
demiştir.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'de:
-Vefâtımda vârislerim ne dinar, ne
de dirhem paylaşacak. Bıraktığım
(arâzînin) zevcelerimin nafakası ve
işçinin ücretinden geri kalan irâdı
vakıftır" buyurmuştur.(460)
Kur'ân-ı Kerîm'de, kâfirlerden savaş
sonunda elde edilen ganimet malların
beşte biri ile, savaş yapılmadan
anlaşma yolu ile alınan "fey"
malların tasarrufunun Rasûlüllah
(s.a.s.)'e aît olduğu beyân
edilmiştir.(461) Bu sebeple, savaş
yapılmadan alınan Benî Nadîr ve
Fedek arâzîsinin tamamı ile savaş
sonucu elde edilen Benî Kurayza ve
Haybeyr arâzisinin beşte biri, Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.)'in tasarrufunda
bulunuyordu.(462)
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz:
"Biz peygamberler cemaatine mirâscı
olunmaz, bıraktığımız her mal
sadakadır, vakıftır,"
buyurmuştu.(463) Bu sebeple bu
topraklar, Rasûlüllah (s.a.s.)'in
vefâtından sonra mirâscıları
arasında paylaştırılmadı. Her
birine, Rasûlüllah (s.a.s.) hayatta
iken yaptığı gibi, gelirlerinden
hisse verildi. Rasûlüllah (s.a.s.)
'in mirâsçıları kızı Hz. Fâtıma ile
amcası Hz. Abbâs ve hayatta olan
zevceleriydi.
(457) Bir sefer dönüşünde, Uhud Dağı
karşıdan görülünce:
Uhud Dağı benim için altına çevrilip
tamâmen altın olsa, tek bir dinârdan
fazlasının üç günden çok bende
kalmasını istemezdim, hemen
dağıtırdım. Bir dinarı da ancak
borcum için hazırlardım,
buyurmuştur. (bkz. el-Buhârî, 3/82,
7/178, 8/128; Müslim, 2/687 (Hadis
No:991); Tecrid Tercemesi, 7/376
(Hadis No: 1075)
Yoksullara dağıttıktan sonra, bir
kaç altın elinde kalmış, bunları Hz.
Âişe'ye emânet etmişti. Hastalığında
Hz. Ali'ye dağıttırdıktan sonra:
"İşte şimdi içim ferahladı, eğer
Rabbına bu altınlar yanında iken
kavuşsaydı, Muhammed'in hâli nice
olurdu?" buyurmuştu. (Târih-i Din-i
İslâm, 3/560)
(458) Satın aldığı 30 ölçek arpa
borcu için vefât ettiğinde
Rasûlüllah (s.a.s.)'in zırhı rehin
bulunuyordu. (el-Buhârî, 5/145)
(459) el-Buhârî, 3/186 ve 144;
Tecrid Tercemesi, 8/235 (Hadis No:
1167)
(460) el-Buhârî, 3/169; Tecrid
Tercemesi, 8/273 (Hadis No :1173)
(461) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 40 ve
el-Haşr Sûresi, 6
(462) Tecrid Tercemesi, 8/274
(463) Bkz. el-Buhârî, 4/42-43,
5/23-25; Tecrid Tercemesi, 8/498 ve
10/177 (Hadis No: 1288 ve 1577)
7- RASÛL-İ EKREM (S.A.S.)'İN ÜSTÜN
AHLÂKI
"Allah'ım beni ahlâkın en güzeline
yönelt. Kötü ahlâktan
uzaklaştır"(464).
Rasûlüllah (s.a.s.)Efendimiz, simâca
insanların en güzeli, ahlâk yönünden
de insanların en üstünüydü(465).
"Sizin en hayırlınız, ahlâken en
üstün olanınızdır." (466) "Ben ancak
güzel ahlâkı tamamlamak için
gönderildim".(467) buyurmuştu.
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "Aziz
Peygamberim, şüphesiz sen en üstün
bir ahlak üzeresin", buyurulmuştur.(468)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in yaşayışı,
Kur'ân-ı Kerîm'in sanki canlı bir
tablosuydu. Eşi Hz. Âişe'den
Rasûlüllah (s.a.s.)'in ahlâkı
sorulunca:
-"Siz Kur'ân-ı Kerîm okumuyor
musunuz? O'nun ahlâk'ı Kur'ân'dan
ibâretti"" diye cevâp vermişti.(469)
Çünkü O'nun yaşayışı ve bütün
davranışları Kur'ân-ı Kerîm'in
insanlara gösterdiği hidâyet yolunun
uygulanmasıydı. Nitekim, sâdece
sözleriyle değil, yaşayışı, fiil ve
davranışlarıyla da uyulması gereken
en güzel örnek olduğunu Yüce
Kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm beyân
etmektedir: "Sizin için Allah
Rasûlünde en güzel örnek
vardır".(470)
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) güler yüzlü,
nâzik tabîatlı, ince ve hassas rûhlu
idi. Katı yürekli, sert ve kırıcı
değildi. Ağzından sert ve kaba hiç
bir söz çıkmazdı. Kur'ân-ı Kerîm'de
bu konuda: "Allah'ın rahmeti eseri
olarak, sen onlara yumuşak
davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli
olsaydın, şüphesiz etrafından
dağılıp giderlerdi."(471/1)
buyrulmaktadır.
Rasûlüllah (s.a.s.) başkalarını
tenkit etmez, kimsenin ayıbını
yüzüne vurmazdı.(471/2) Yanlış ve
hoşlanmadığı bir davranış görürse,
"içinizden bazı kimseler, şöyle
şöyle yapıyorlar..." şeklinde, bu
davranışları yapanların kim
olduklarını belli etmeden ve hiç
kimseyi kırmadan yanlış ve hataları
düzeltirdi.(472) Kimsenin sözünü
kesmez, konuşması bitinceye kadar
dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü
gereğinden çok uzatmazdı. Kendini
ilgilendirmeyen şeylerle meşgul
olmaz; kimsenin gizli hallerini
araştırmazdı. Allah'a hürmetsizlik
olmadıkça, şahsına yapılan
kötülükleri, ne kadar büyük olursa
olsun, bağışlar, eline imkân geçince
öc almayı düşünmezdi. Ancak Allah'ın
yasaklarını çiğneyenlere hak
ettikleri cezâyı verirdi.(473)
Nitekim, Mekke'nin fethedildiği gün,
daha önce kendisine her türlü
kötülüğü ve hakareti reva gören
Mekke müşriklerine:
-"Bugün size geçmişten dolayı
azarlama yok", (Yûsuf Sûresi, 92)
serbestsiniz diyerek hepsini
affetmişti.(474)
İffet ve hayâ yönünden, köşesinde
oturan bâkire kızdan daha
utangaçtı.(475) "Hayâ
imandandır".(476) "Hayâ ancak hayır
getirir"(477) buyurmuştur. Bir
şeyden hoşlanmadığı zaman açıkça
söylemez, bu durum yüzünden
anlaşılırdı.(478) Hiç bir yemeği
beğenmezlik etmez, arzu etmezse
yemezdi(479). Elini yıkamadan ve
"Besmele" çekmeden yemeye başlamaz.
Allah'a hamdetmeden de sofradan
kalkmazdı.
Bütün insanları eşit tutar,
zengin-fakir, efendi-köle,
büyük-küçük ayrımı yapmazdı.
Mekke'nin fethi esnâsında Fâtıma
adlı bir kadın hırsızlık yapmış,
soylu bir âileden olduğu için bu
kadına cezâ verilmemesi istenmişti.
Bu olayla ilgili hutbesinde Rasûl-i
Ekrem:
"Sizden önceki ümmetlerin helâk
edilmeleri ancak şu sebepledir:
Onlar, içlerinden zengin ve soylu
bir kimse hırsızlık yaptığı zaman
onu bırakırlar fakir ve zayıf bir
kimse çaldığında ise ona cezâ
verirlerdi. Allah'a yemin ederim ki,
Muhammed (s.a.s.)'in kızı Fâtıma da
çalmış olsaydı, muhakkak elini
keser, cezâsız bırakmazdım" (480)
buyurdu.
Her bakımdan kendisine güvenilirdi.
Verdiği sözü mutlaka zamanında
yerine getirirdi. Dürüslükten
ayrıldığı, şaka bile olsa yalan
söylediği hiç görülmemiştir. Bu
yüzden O'na henüz Peygamber olmadan
"Muhammedü'l-emîn" denilmişti.
Nitekim Peygamberliğini ilan ettiği
zaman, iman etmeyenler bile O'na
"yalancı, yalan söylüyor",
diyememiştir.(481) En yakın
hısımlarını Safâ tepesine toplayıp
onları İslâm'a dâvet için, "Size şu
dağın arkasında düşman atlılarının
bulunduğunu söylersem, bana inanır
mısınız?" dediği zaman: "Hepimiz
inanırız çünkü Sen yalan
söylemezsin" diye cevâp
vermişlerdi.(482) Kendisi böyle
olduğu gibi, herkesin dürüst
olmasını isterdi. "Doğruluktan
ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik
ve hayra götürür, İyilik ve hayır
da, kişiyi Cennet'e ulaştırır. Kişi
doğru söyleyip doğruluğu aradıkça,
Allah katında sıddîkler zümresi'ne
yazılır. Yalan sözden ve
yalancılıktan sakınınız. Çünkü yalan
insanı kötülüğe sevkeder. Kötülük de
kişiyi Cehennem'e götürür, İnsan
yalan söylemeğe ve yalanı aramağa
devâm ede ede, Allah katında nihayet
yalancı yazılır" (483), buyurmuştur.
Rasûlüllah (s.a.s.) insanların en
cömerdi ve en kerîmiydi. (484) Eline
geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır,
kimseyi eli boş çevirmezdi.(485)
"Ben ancak dağıtıcıyım, veren
Allah'tır", der(486) ihtiyâcından
fazla bir şeyin kendinde veya evinde
bulunmasını istemezdi. "Uhut Dağı
altına çevrilip de benim olsa,
borcum için ayıracaklarım müstesna,
ondan tek bir dînârın bile üç
geceden çok yanımda kalmasını
istemezdim" (487) buyurmuştur.
Son derece mütevâzi ve alçak gönüllü
idi. Bir topluluğa geldiğinde,
kendisi için ayağa kalkılmasını
istemez, nereyi boş bulursa, oraya
otururdu. Arkadaşları arasında
otururken ayaklarını uzatmazdı.
Arkadaşları her işini yapmayı
kendileri için şeref ve cana minnet
saydıkları halde, bütün işlerini
kendi görür, ev işlerinde
hanımlarına yardım ederdi.(488)
Methedilmesini ve aşırı hürmet
gösterilmesini istemez,"Hristiyanların
Meryem oğlu İsâ'ya yaptıkları gibi
yapmayınız. Ben sâdece Allah'ın
elçisi ve kuluyum"(489) derdi. Fakîr
kimselerle düşüp-kalkmaktan,
yoksulların, dulların, kimsesizlerin
işlerini görmekten zevk alırdı.
Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç
bir şeyi beğenmezlik etmezdi.(490).
Yiyecek bir şey bulamayıp aç yattığı
bile olurdu.
Bütün işlerini tam bir düzen ve
nizâm içinde yapardı. Namaz ve
ibâdet vakitleri, uyku ve istirahat
için ayırdığı saatler, misâfir ve
ziyâretçilerini kabûl edeceği
vakitler hep belirliydi. Vaktini boş
geçirmez, her ânını faydalı bir işle
değerlendirirdi. "İnsanların çoğu
iki nimetin kıymetini takdirde
aldanmışlardır: Sıhhat ve boş
vakit", buyurmuştur(491).
Ahlâklı ve faziletli sanılan nice
kimseler, yakından tanındığı zaman,
pek çok kusurlarının bulunduğu
görülür. İnsanı en yakından tanıyan,
onun iç yüzünü ve bütün gizli
hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki
eşidir. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ilk
vahiy'den sonra gördüklerini
anlattığı zaman eşi Hz. Hatice:
-"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı
Hak hiç bir vakit seni utandırmaz.
Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini
görmekten âciz kimselerin
ağırlıklarını yüklenirsin, fakîre
verir, kimsenin kazandıramayacağını
kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın,
Hak yolunda herkese yardım
edersin..." diyerek(492) O'nun
Peygamberliğini hemen kabûl etmiş,
en küçük tereddüt göstermemiştir.
Çocukluğundan itibâren 10 yıl
hitzmetinde bulunan Hz. Enes:
-Rasûlüllah (s.a.s.)'e 10 yıl hizmet
ettim. Bir kere bile canı sıkılıp,
öf, niçin bunu böyle yaptın, neden
şunu şöyle yapmadın, diye beni
azarlamadı", demiştir.(493)
Kâinâtın Efendisi, Rabbımızın Yüce
Elçisi Sevgili Peygamberimizin
büyüklüğünü, üstün ahlâkını ve örnek
yaşayışını gerektiği şekilde bu
satırlar içinde anlatmak şüphesiz
mümkün değil. O'nun büyüklüğünü ve
ahlâkının yüceliğini bir parça
sezdirebilmişsem, kendimi bahtiyâr
sayarım.
"Dünya neye sâhipse, O'nun
vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na
ferdi.
Medyûndur o Masûm'a bütün bir
beşeriyyet;
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile
haşret"(494).
Salât ve selâm O'na, âline, ashâbına
ve yolunda olanlara.
(464) Müslim, 1/535 (Hadis No: 771)
(465) el-Buhârî, 4/ 1819 (Hadis No,
2337); Tecrid Tercemesi, 9/311
(Hadis No:1449)
(466) el-Buhârî, 4/166; Müslim
4/1810 (Hadis No 2321); Tecrid
Tercemesi 9/318 (Hadis No:1456)
(467) Mâlik, el-Muvatta, 2/904 (neşr,
M. Fuad Abdülbaki) Kahire, 1370/1951
(468) Nûn Sûresi, 4
(469) Müslim, 1/514 (Hadis No: 746)
(470) el-Ahzâb Sûresi, 21
(471/1) Âl-i İmrân Sûresi, 159
(471/2) el-Buhârî, 4/167; Tecrid
Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)
(472) Ebû Dâvûd, 2/550
(473) el-Buhârî, 4/166; Müslim,
4/1813 (Hadis No: 2327); Ebû Dâvûd,
1/550; Tecrid Tercemesi, 9/319
(Hadis No: 1457)
(474) İbn Hişâm 4/54; İbnü-l Esîr,
a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394;
Tecrid Tercemesi, 10/340-341
(475) el-Buhârî, 4/167; Müslim 4/
1809 (Hadis No: 2320); Tecrid
Tercemesi, 9/320 (Hadis No: 1459)
(476) el-Buhârî, 1/11; Tecrid
Tercemesi, 1/32 (Hadis No: 23)
(477) el-Buhârî 7/100; Tecrid
Tercemesi, 12/163 (Hadis No: 2001)
(478) el-Buhârî 4/167; Tecrid
Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)
(479) el-Buhârî 4/167; Tecrid
Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1461)
(480) el-Buhârî, 5/97 ve 8/16
(481) el-Enâm Sûresi, 33
(482) Tecrid Tercemesi, 9/285
(483) el-Buhârî, 7/95; Müslim,
4/2013 (Hadis No. 2607); Ebû Davût,
2/593; Tirmizi 4/347 (Hadis No:
1971)
(484) el-Buhârî, 4/167; Müslim,
4/1802 (Hadis No: 2307)
(485) Müslim, 4/1805 (Hadis No:2311)
(486) el-Buhârî, 1/26; Müslim, 2/719
(Hadis No:1037)
(487) el-Buhârî, 3/82; Tecrid
Tercemesi, 7/376 (Hadis No: 1075);
Riyâzü's-Sâlihîn, 1/501-503 (Hadis
No: 467-468)
(488) el-Buhârî, 1/64, 1/193;
Tirmizi, 4/654 (Hadis No: 2489)
(489) el-Buhârî, 4/142; Tecrid
Tercemesi, 9/213 (Hadis No: 1405)
(490) el-Buhârî, 4/167
(491) el-Buhârî, 5/170; Tirmizi,
4/550 (Hadis No: 2304)
(492) el-Buhârî, 1/3; Tecrid
Tercemesi, 1/3-10 (Hadis No:3)
(493) el-Buhârî, 7/82; Müslim,
4/1084 (Hadis No: 2309); Tecrid
Tercemesi, 12/148 (Hadis No: 1987)
(494) Mehmet Akif, Safahat, VII.
Kitap (Gölgeler), "Bir Gece"
başlıklı şiirden.
KAYNAKLAR
1- Bûharî, Ebû
Abdullah Muhammed b. İsmâil
(v.256/870). el-Câmiu's-Sahîh, I-VIII,
İstanbul, 1315 h.
2- Cevdet Paşa, Ahmet (v.1313/1895),
Kısas-ı Enbiyâ, I-III, İstanbul 1308
3- Hamîdullah, Muhammed, İslâm
Peygamberi, I-II, (Terceme: Said
Mutlu ve Sâlih Tuğ), İstanbul
1385-1388/1966-1969
4- Hamîdullah, Muhammed, Hz.
Peygamberin Savaşları, (Terceme:
Sâlih Tuğ), İstanbul, 1962
5- Hamîdullah, Muhammed, el-Vesâiqu's
siyâsiyye, Beyrut, 1405/1985
6- İbn Esîr, Ali b. Muhammed eş-Şeybânî,
(v.630/1232) el-Kâmil fi't-târih, I-XIII,
Beyrut, 1385/1965
7- İbn Hişâm, Abdülmelik
(v.218/834). es-Siyretü'n Nebeviyye,
I-IV(nşr. Mustafa es-Seka, İbrâhim
el-Ebyâri, Abdülhafiz Şiblî), Beyrut
1391/1971
8- İbn Kayyım, Muhammed b. Ebi Bekr,
(v.751/1350), Zâdü'l-meâd, I-IV (nşr:
Muhammed Hamid el-Feqi) Kahire,
1373/1953
9- İbn Kesîr, Ebû'l-Fidâ İsmail b.
Ömer,(v. 774/1373), el-Bidâye ve'n-Nihâye,
I-XIV, Beyrut, 1966
10- İbn Sa'd, Ebû Abdillah Muhammed
(v.230/844) et-Tabakatü'l-Kübrâ, I-VIII
Beyrut, 1398/1978
11- Keskioğlu, Osman, Hatemü'l-Enbiya
Hz. Muhammed ve Hayatı, Ankara, 1966
(A.Himmet Berki ile müşterek)
12- Konrapa, Zekâi, Peygamberimiz,
İslâm Dini ve Aşere-i Mübeşşere,
İstanbul, 1968
13- Mahmud Esad Efendi,
(v.1336/1917), Târih-i Din-i İslâm,
I-III, İstanbul 1319-1329
14- Miras, Kâmil, (1376-1957) Tecrid-i
Sarih Tercemesi ve Şerhi, I-XII, ilk
üç cildi Ahmet Naim (v.1353/1934)
tarafından hazırlanmıştır.) İst.
1928-1948, IB.
15- Müslim, Ebû'l-Huseyn Müslim b.
el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî, (v.
261/875), el-Câmiu's-Sahîh, I-V (nşr.:
M. Fuad Abdülbâki), Kahire,
1374-1375 h./1954-1955 m.
16- Şiblî, Mevlâna ve Süleyman Nedvi,
Asr-ı Seâdet, İslâm Tarihi, I-X (Trc:
Ömer Rıza Doğrul) İstanbul,
1346-1353 h./ 1928-1935 m.
17- Yazır, Muhammed Hamdi, (Elmalı
Hamdi Efendi, v. 1358/1942), Hak
Dini Kur'ân Dili, I-IX, İstanbul,
1935-1939
|